Antioksidanlar

Antioksidanlar

Gizli Antioksidanlar

Alfa Hidroksi ve Beta Hidroksi Asitler

Eğer Cilt Bakımının Mükemmel Anları adlı bir kitap olsaydı, en azından bir bölümünün alfa ve beta hidroksi asitlere -1980’lerin asitleri- ayrılması gerekirdi. Muhtemelen kırışıklıklar ya da gülme çizgilerini henüz aklınıza getirme­diğiniz o zamanlarda, hidroksi asitler cilt tedavileri konseptini yeni bir düzeye getiren ilk cilt bakım maddeleriydi. Şu ya da bu kılık altında her zaman vardılar fakat bilim adamlarının krem ve losyonlarda nasıl konsantre edeceklerini çözmeleri 1980’leri bulmuştur. Bu temel aşındırıcılar (o zamanlar düşünüldüğü gibi) nemlendiricilerin ötesinde dev bir adımdı ve ciltte görünür bir farklılık yarattılar. 2000’li yıllara geldi-j ğimizde ise merkezde kesinlikle antioksidanlar yer alırlar| fakat hidroksiler, bir sırlarıyla birlikte hala takımın bir) parçası olmayı sürdürürler.

Bazı dermatolog arkadaşlarım bile, antioksidanlar hakkında yazılan bir kitaba niçin alfa ve beta hidroksi asitler için bir bölüm dahil ettiğimi bilmek istediler. Cevap, hidroksi asitlerin de antioksidan olduklarıdır! Alfa hidroksi, yiyecek­lerden alınan bir grup asidin ismidir. Alfa hidroksi asitlerin en popülerlerinden olan glikolik asit şeker kamışından, laktik asit ise sütten elde edilir. Cildimize uyguladığımızda, glikolik asit aşındırmaya yardım eder. Bu, ölü hücreleri uzaklaştırarak bize daha genç bir görünüm verir. Ayrıca alfa ve beta hidroksi asitler birçok yeni süper antioksidan ürüne (DMAE içeren alfa lipoik asit gibi) değerli bir ektir. Çünkü diğer antioksidanlarla birlikte çalışarak onların etkisini artırır.

Eski Bir Güzellik Sırrı

Şimdiye kadar duymamış olabilirsiniz, fakat Kleopatra alfa hidroksi asidin efsanevi cildine kesin bir ışıltı katabildiğim herkesten önce anlamıştı. Majesteleri binlerce yıl önce yaptığı süt banyoları ile ünlüydü. Süt, en etkili alfa hidroksiler-den biri olan laktik asit ile doludur. 19. yüzyılın sonlarına ve 20. yüzyılın başlarına kadar İskandinavlar da bunları kullanıyorlardı. 1976’da Dr. E.J. Van Scott ve Dr. R.J. Yu, glikolik asidin pullanan cilt ile karakterize edilen ichthyosis hastalığı üzerindeki yararlarını bildirdiler. Fakat 1990’ların başlarına kadar, büyük kozmetik şirketleri alfa ve beta hidroksi asitlerin cilt kremlerine, losyonlara ve temizleyicilere katkı olarak potansiyellerini kabul etmediler.

Antioksidanlar

Tıpta Hidroksiler

1982’de Yale Tıp Fakültesinde (dermatolojiyi seçmeden önce ilk tıbbi konsentrasyonum olan pediatride) henüz staj yaparken ve glikolik asidin topikal kullanımı üzerine bir şey okumadan çok önce, Yale New Haven hastanesindeki Afrika kökenli Amerikalı hastalarım arasında çok yaygın bir hastalık olan orak hücre anemisi hastalığı ilgimi çekmişti. Ölüme yol açabilecek bu hastalık a,kut keskin ağrı ve ateş ile karakterizedir. Problem, hemoglobin molekülünün beta zincirinde, tek bir amino asidin yerine başka birinin geçir­ilmesidir, molekül içinde azaltılmış oksijen olduğunda hemoglobinin polimerize (bileşim oluşturur) olmasına neden olur. Sonuç kırmızı kan hücrelerinin fiziksel deformasyonu-dur. Bu kırmızı kan hücrelerine mikroskop altında bakıldı­ğında, normal şekli olan yuvarlak çörekler yerine orağa benzerler. Orak şekilli kırmızı kan hücresi, dalak gibi birçok organda keskin ağrı ve fonksiyon bozukluğuna yol açarak küçük atardamarları tıkar.

Hücrede oksijen varken bu hastalardaki kırmızı kan hücrelerinin oraksı olmadığını not etmek önemlidir. Oraksı hücrelerin gelişme prosesi yalnızca hücre oksijenini dokuya bıraktıktan sonra olur. Bu bilginin orak hücre hastaları için nasıl kullanılabileceği sorusu önemlidir. Kırmızı kan hücreleri için oksijeni bırakmak yerine tutmak için bir yol bulabilirsek oraksı hücre oluşumunu Önleyebiliriz. Bir alfa hidroksi asit olan glikolik asidin, bu görevi en azından test tüpünde başarabildiğini buldum. Böylece hidroksi asitlerin yalnızca cilt bakımında etkin olmakla kalmayıp aynı zamanda ciddi bitkinlik yaratıcı hastalıklara karşı da potansiyelli olduğu ortaya çıktı.

Pediatri stajım sona erip dermatolojiye geçtiğimde glikolik asit üzerinde daha fazla şey keşfettim. Ek olarak bu donemde -1985’te- serbest radikallerin cilde zararını tedavi etmek için aktif olarak topikal C vitamini ile çalışıyordum. Bir gün her iki maddenin moleküler yapısının çizimlerine bakarken glikolik asit molekülü parçaları çapı ile C vitamini molekülü parçasının aynı olduğunu fark ettim. C vitamininin antioksidan güçlerini daha önce tecrübe ettiğimden, klinik çalışmalarımda hemen glikolik asit üze­rinde odaklandım. C vitamini ve glikolik asidin yapıları benzer olduğundan fonksiyonları da benzer olabilir hipote­zini geliştirdim. Bu teoriyi test etmek için, glikolik asit losyonunu güneşten yanan hastalarıma uyguladım ve kırmızı­lık normal sürecinden daha hızlı azalıyor göründü. Glikolik molekülün serbest radikal hasara karşı koruma sağlayarak çok iyi şekilde antioksidan gibi davranabileceğini düşündüm.

Glikolik asidin, krem ya da losyonlara eklendiğinde kuru cildi ferahlatmaya yardımcı olduğu çok iyi bilindiğinden, cilt bozukluklarından şikayet eden hastalarıma uyguladığım diğer topikal tedavilere eklemeye başladım. Bu maddenin birçok cilt bakım uygulamasının içeriğindekilerin emilimini artırarak etkinliklerini yükselttiğini buldum. Zamanla glikolik asidin ciddi cilt problemleri -dermatitis ya da traşla artan sivilceler gibi- olan insanların tedavisinde ideal olduğunu fark etmeye başladım. Fakat glikolik asit losyonları ile tedavi gören hastaların aynı zamanda ince çizgiler ile kahverengi, pigmentli bölgelerdeki (genellikle yaşlılık lekeleri olarak bilinen) azalmadan da memnun olduklarını aşamalı olarak fark ettim. Dermatolojideki üçüncü yılımda glikolik asidin pullanan cildi iyi etmedeki etkisi üzerine 1976’da orijinal çalışmalar yayınlayan Dr. Van Scott ile tanışma fırsatı buldum. Alfa hidroksi asitlerin yaşlanan cilt tedavisinde nasıl etkin olduğunu söyledim. Kozmetik şirketlerine alfa hidroksi asitler ile çalışmaya hazır olup olmadıklarını sormak için doğru zaman olduğunu düşünüyordum. Tek bir şirketin bile ilgilenmemesi şaşırtıcıydı. Hatta bir şirket, glikolik asidin kuru cilt tedavisinde etkisini test etmek için bir çalışma yaptı ve en ufak bir etkisi olmadığını açıkça söyledi. Bazı büyük şirketlerdeki araştırma ve .geliştirme gruplarının kapalı fikirliliğine gerçekten şaşırmış olduğumu itiraf et­meliyim. Alfa hidroksi asitlerin yararlarını birkaç yıl önces­inden fark edebilirlerdi.

Alfa hidroksiler ile çalışmayı sürdürdüm, çünkü zarar görmüş cildi onarabileceğine inanıyordum. Bir sonraki keşfim, glikolik asidin ultraviole radyasyonunun neden olduğu eritem (kırmızılık)de iyileşme yaratması oldu. Yalnızca UVA’ya maruz kalmanın ardından görülen kırmızılığı rahat­latmakla kalmadı, bu durumda serbest radikal hasarı C vitamininden bile daha iyi şekilde önledi.

Benim kozmetik firmalarının alfa hidroksi asitlere daha ciddi bakmalarını sağlamaya yönelik ilk çabalarımdan yedi yıl sonra meyve asitlerine ağırlık veren ilk ürünler ortaya çıkmaya başladı.

Tabii ki, bilim adamları şimdi alfa hidroksi asitlerin yaşlanan cildin görünümünde kesinlikle çarpıcı bir gelişme yaratma yeteneği olduğu konusunda hemfikirler. Ek olarak alfa hidroksi asitlerin kozmetik ürünlerde kullanımı multi milyar dolarlık bir endüstri haline geldi. Şimdi bazı kanıtlar glikolik asidin kolejen üretimini C vitamini kadar çok reçetelerdeki antioksidan cilt bakım formüllerinde kullanı­yorum. Cildi aşındırıp düzgünlüğünü artırırken Vitamin C esterin ve alfa lipoik asidin emilimini de artırıyor.

2000’in Alfa ve Betaları Alfa hidroksi asitler, kozmetik pazarında artık eski haber oldular şimdi tüketiciler, beta hidroksi asitlerin de semere lerini alıyorlar. Size en tanıdık gelen isim, salisilik asittir (tam olarak bir beta hidroksi asit değildir fakat genel olarak uzun süre böyle tanındığı için kabul edilmeye başlandı). Salisilik asit, cilt için yıllarca bir peeling ajanı olarak kullanıldı; bu nedenle kuru cilt sorunlarını ya da akneyi tedavi etmeye yönelik birçok astrenjan, temizleyici ve krem içinde bulabi­lirsiniz.

Araştırmacı dermatologlar, şimdi salisilik asidin yaşlanan cildin tedavisinde de yararlı olduğuna inanıyorlar. Salisilik anti-iltihapsaldır. Erken yaşlanmayı önlemek için uğraşırken hedef iltihap­lanmayı durdurmak oldu­ğundan şahsilik asit, çok i . rahatlatıcı bir cilt bakımı olabilir. Birçok dermatolog bu özel asidin bir antiok-sidan olmadığını söyler fa­kat durum basitçe bundan ibaret değildir. Yalnızca çok tehlikeli serbest radikalleri toplamakla kalmaz; hid­roksil radikal olarak ad­landırılana tip özel zarar verici serbest radikale özel bir ilgisi vardır. Salisilik asit bir hidroksil radikali topladığında kimyasal yapısı gerçekten değişir. Bu süreç yüzünden bilim adamları serbest radikal aktiviteyi test tüpünde ölçmek için sık sık salisilik asidi kullanırlar. Gerçekte, salisilik asit serbest radikaller için bir kimyasal kapan olarak adlandırılır (12. bölümde öğreneceğiniz 4spin trap’lara benzer bir konsept). Az sayıda hasta kullanılan bazı hazırlık çalışmalarında, bu erken raporların doğrulandığı görülmüştür. Salisilik asidin gelişen anti-aging rejimlerinde öne çıkan bir yer alacağına inanıyorum.

Alfa ve beta hidroksi asitleri, yaşlanan cilt tedavisinde ­ kullanılan ürünlerde sıkça görmeyi bekleyebilirsiniz. Ve traş sivilceleri için etkili, reçetesiz satılan glikolik asit ilaçları çok geride kalmadı. Alfa ve beta hidroksi asitler özetle dünün kozmetik keşfi olarak işten çıkarılabilir fakat antioksidan özellikleri onları geleceğin cilt bakımına sağlam bir şekilde yerleştirecektir.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
Yandex.Metrica